2010 FIFA Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 FIFA Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Dünya Kupası, İspanya'nın!


Hollanda, oynadığı 3. finali de kaybederek hat-trick yapmış oldu. İspanya ise, ilk finalinde şampiyon oldu. Maçtan önce, uğursuzluk gelmesin diye söylemek istemedim ama aslında Hollanda'yı tutuyordum. Ne yalan söyleyeyim, gerçekten üzüldüm. Neyse, önümüzdeki kupalara bakacağız.

"İnşallah bir gün biz de bu başarıyı yakalarız." gibi klişe şeyler söylemek istemiyorum ama "İnşallah sonraki kupaların tüm kapanış törenlerinde, bizim bayrağımız da orada olur." demek yanlış olmaz...

11 Temmuz 2010 Pazar

Şampiyonluğun Getirecekleri...



Büyük finale yaklaşık bir saat kalmışken; bir forma delisi olarak, şampiyonun formasında meydana gelecek değişimlerden bahsetmek istiyorum.

Hollanda da İspanya da, daha önce kupayı kazanamadılar. Bu yüzden maçı kazanan, formasında ilk kez yıldız bulunduracak.

Ben, ilk olarak 2002 Dünya Kupası'nı izlemiştim. Daha önce 4 şampiyonluğu bulunan ve bu dört şampiyonluğu, formasında, 4 küçük yıldızla simgeleyen Brezilya, o kupayı kazanarak, formasına 5. küçük yıldızı ekledi. 2006'daysa İtalya'nın forması daha ilginçti. Logolarının içinde üç tane yıldız vardı ve o şampiyonluk, formalarının içine 4. yıldızı ekletmişti. Yine, kolay kolay farkedilmiyordu.

Ancak bu kupayı kazanan takımın formasında daha önce yıldız bulunmadığı için, logonun üstüne koyulacak yıldız, hemen farkedilecek.

Gelelim, ikinci farklılığa... Finali kazanan takım, yukarıda gördüğünüz logoyu, (ortasında 2010 yazmak şartıyla) İtalya'dan devralacak. Hollanda maçı kazanırsa, bu logoyu, formasının ortasına koyacak. İspanya kazanırsa da, göğüs numarasının yerine koyup; numaraları, ortaya, Adidas logosunun altına yerleştirecektir.

Kısacası; bu maçı kim kazanırsa kazansın, formasında önemli değişiklikler olacak.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Dünya Futbolundaki Değişim


Tekniği, taktiği, oyuncuları filan bir kenara bırakın. Bunlar zaten her zaman değişim gösteren şeyler. 2010 Dünya Kupası, tüm bunlardan daha büyük ve köklü bir değişime sahne oluyor. O da şu: Eskiden, maçların sonuçları, masa başında, büyük yöneticiler tarafından belirlenirdi; şimdi, akvaryumda, bir ahtapot tarafından belirleniyor!

Eğer reenkarnasyon diye bir şey gerçekten varsa, Nostradamus, dünyaya ahtapot olarak dönmüştür!

4 Temmuz 2010 Pazar

56 Yıl Sonra İlk Kez...


Arjantin'in, Almanya'dan 4 yiyerek elenmesiyle birlikte, dün Gana'yı penaltılarla eleyen Uruguay, yarı finaldeki tek Güney Amerika takımı oldu. Tam 56 yıl aradan sonra da ilk kez, Arjantin-Brezilya ikilisi dışında bir Güney Amerikalı, Dünya Kupası'nda tek başına yarı final görmüş oldu. 1954'te de bunu yapan Uruguay'dı ve dördüncü olmuşlardı. Tabii 1954'te son şampiyonlardı; bu kez daha beklenmedik bir şekilde geldiler yarı finale.

İnşallah kupanın, kalan 3,5 maçı da (bence 3.'lük maçı, yarım maç) güzel geçer ve gönlümden geçen takım şampiyon olur. Desteklediğim takımı yazmayayım; yine uğursuzluk gelmesin...

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Dişe Diş, Kana Kan..!


Dün gece, sürekli takip ettiğim bir blog olan Lappappa'da, bu yazıyı gördüm. Ve ben de kendime göre bir ekleme yaptım. Sonuçta, tüm intikamlar alınmış oldu. Hayırlı olsun.

Dünden gitmeye devam edelim... Dün (daha doğrusu, bir önceki gün) akşam, NTV Spor'daki Kupazela programında, Bağış Erten'in çok güzel bir sözü vardı: "Hollanda, yıllarca güzel oynayıp kazanamadı; bu defa kötü oynayıp kazanmak istemeleri normal. Ama Brezilya, Dünya Kupası'nı 5 kere kazandı. Daha ne kazanacaksınız? Biraz iyi oynayın."

Bu açıdan baktığımızda da, Hollanda'nın kazanmasının daha hayırlı olduğunu söyleyebiliriz. Gerideki oyuncuları, ilerideki oyuncularından daha formda ve belki de daha kaliteli olan Brezilya, gerçek Brezilya değil. Umarım Dunga ayrılır da, -Ronaldinho'nun da içinde olduğu(!)- yeni oluşumla, kendilerine gelirler.

Bu maçla ilgili son cümlemizi de Rıdvan Dilmen'den yazalım; "Brezilya'nın (kaleci dâhil) geri beşlisini Hollanda'ya koy; al sana, yenilmez armada!"


Günün diğer maçıyla ilgili de birkaç görüşümü yazayım.

Bu turnuvadaki tüm maçlar içinde, en objektif olduğum maç buydu. Çünkü iki takıma karşı da eşit düzeyde sempati duyuyordum. Kazanan için sevineceğim, kaybeden için üzüleceğim, maçtan önce belliydi. Ama maçın bu şekilde sonuçlanacağını tahmin etmiyordum. Böylesi, gerçekten daha acı oldu.

Maç içindeki goller güzeldi. Ama gollerdeki Jabulani etkisi, azımsanamayacak kadar büyüktü. Özellikle Forlan'ın golünde, kaleci Kingson'ı inanılmaz şekilde yanılttı, bizim sabıkalı Jabulani.

120. dakikadaki penaltı pozisyonu ilginçti. Farklı açılardan tekrar tekrar izleyince, Suarez'in, o topa elini-kolunu kullanmadan da müdahale edebileceğini anladım. Ama iş işten geçmişti...

Son dakikada Gana lehine penaltı verilince, Uruguaylıların, başlarından aşağı kaynar su dökülmüş gibi olduklarına eminim. Mâlum, benzer duyguyu, iki yıl önce, Klasnic'in 119. dakikadaki golünde biz de yaşamıştık. Penaltı direkten dönünce de, biz Semih'in golünde neler hissettiysek, Uruguaylılar da aynı şeyleri hissetmişlerdir.

Skor değişmedi ama son dakikadaki penaltı hiç olmasa, Ganalılar penaltılarda kesinlikle daha moralli olurlardı. Uruguaylılar ise; penaltılarda, son dakikadaki penaltıyı yememiş olmanın verdiği moral ve rahatlıkla bulundular. Şahsen, Semih'in Hırvatistan'a attığı golden sonra; "120+'da şu golü attık ya, artık penaltılarda yenilsek bile farketmez. Hırvatların bu şoku yaşaması, bana yetti." dediğimi hatırlıyorum. Eminim Uruguaylılar da benzer şeyler düşünmüşlerdir.

Gelelim, maçın kaderini değiştiren, Asamoah Gyan'a... Eh be Gyan; insanda biraz bilinç olur. Madem ortaya atacaksın, ne diye bütün gücünle vuruyorsun? Sen ne kadar sert ve yukarıdan vurursan vur, kaleci yerinden kıpırdamazsa, o topu mutlaka tutar! İlle de Panenka vuruşu yap demiyorum; topu yavaşça kaldırsan yeterdi. O havayı yapmasan, şimdi yarı finaldeydiniz! Geçmiş olsun...

Son olarak, Uruguay-Gana maçındaki ilginç bir olaydan bahsedeyim. Bildiğiniz gibi, TRT'de her gün bir maçı Ömer Üründül yorumluyor. Uruguay-Gana maçını anlatan Birol Reçber de Ömer Üründül'e o kadar alışmış ki, bir pozisyondan sonra yorumcu Muhsin Ertuğral'a, "Sayın Üründül" diye hitap etmeye kalktı!

2 Temmuz 2010 Cuma

Fransa 98: Hollanda - Brezilya



Brezilya: Taffarel, Aldair, Junior Baiano, Cesar Sampaio, Roberto Carlos, Dunga, Ronaldo, Rivaldo, Ze Carlos, Leonardo, Bebeto

Hollanda: Van Der Sar, Reiziger, Stam, Frank De Boer, Jonk, Roland De Boer, Bergkamp, Kluivert, Cocu, Zenden, Davids

7 Temmuz 1998 yılında Brezilya ile Hollanda'nın karşı karşıya geldiği yarı final maçının kadroları yukarıda. Bu oyuncular dışında 11'de olmayan, Brezilya'dan Cafu, Giovanni, Denilson, Edmundo, Hollanda'dan Seedorf, Overmars, Bogarde, Van Hooijdonk, Van Bronckhorst ve Hasselbaink var.

Bugün Brezilya'nın en gözönünde oyuncusu Maicon, Hollanda'nın ise Robben. 12 yıl önce iki takımda da yıldız oyuncu patlaması yaşanırken, bugün daha çok görev adamları sahada olacak. Saf yetenekle oynanan futbol artık mazide derinlere inerken, robotlaştırılmış oyunculara doğru bir gidiş var. Düz görev adamlarından kurulu ve mücadele gücü yüksek bir takımın hiç yenilmemesi olası hale gelmeye başladı (bkz: Yeni Zelanda). Kişisel yeteneklerin yerini takım oyunu ve taktik disiplini almaya başladı (bkz: Brezilya).

12 yıl önce 13 yaşındayken, Fransa 98 sırasında gerçek bir futbol heyecanı hissederken, bugün Messi'li Arjantin'i çıkarırsak hiçbir takımın maçı içimde bir heyecan yaratmıyor. Belki yaşla alakalıdır, belki de değişen futbol mantalitesiyle bilemiyorum ama, Dünya Kupası'nın anlamının bildiğimiz anlamından uzak olduğu artık bir gerçek.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Write The (Bad) Future!


Daha önce, futbol konulu, bu kadar güzel bir reklam izlememiştim. Ama aynı zamanda, bu kadar uğursuz bir reklam da izlememiştim! Nike'ın Write The Future reklamı o kadar güzeldi ki, konuşa konuşa nazar değdirdik! Dünya Kupası'na özel yapılan bu reklamın hiçbir yıldızı, kupada çeyrek finali göremedi!

Drogba'lı Fildişi, Cannavaro'lu İtalya ve Ribery'li Fransa, gruptan çıkmayı başaramazken; Rooney'li İngiltere ve Ronaldo'lu Portekiz, 2. turda elendi. Reklamın diğer yıldızı Ronaldinho ise, Dünya Kupası kadrosuna dahi çağrılmadı!

Reklamın figüranlarına baktığımızda da uğursuzluk devam ediyor. Tim Howard ve Landon Donovan'ın takımı ABD, 2. turda Gana'ya elenirken; İspanyol figüranlardan Pique ve Iniesta, sakatlıklardan bir türlü kurtulamadı. Diğer İspanyol, Fabregas ise; takımının oynadığı 4 maçta, yalnızca 60 dakika sahada kalabildi!

25 Haziran 2010 Cuma

Forma Aşkı


2000'li yılların ortalarında, büyük firmaların, formalara acayip desenler koyma trendi vardı. Günümüzde ise, 2010 Dünya Kupası formalarında sadelik moda.

Bu kupada, özellikle koyu renk, düz formalara aşık olduğumu söyleyebilirim. İngiltere'nin kırmızısı; Almanya'nın, Yeni Zelanda'nın ve Meksika'nın siyahı; Arjantin'in mavisi; İspanya'nın laciverti... Gerçekten bayıldım bu formalara. Umarım bu sadelik birkaç yıl daha devam eder.

Averaj Takımı (!)


Ben de dâhil birçok kişiye göre F Grubu'nun, hatta bırakın F Grubu'nu; turnuvanın en zayıf takımı olarak Yeni Zelanda görülüyordu. 24 yıldır Dünya Kupası'na katılamamaları, elemelerde çok kolay takımları geçerek zorlanmadan gelmeleri ve geçen yıl katıldıkları Konfederasyonlar Kupası'nda İspanya'ya 5-0, Güney Afrika'ya 2-0 yenilip, Irak'la 0-0 berabere kalmaları, bu düşüncenin başlıca sebepleriydi. Tüm bu nedenlerle de, Son Şampiyon İtalya, Güney Amerika'nın flaş takımı Paraguay ve Avrupa'daki zor bir gruptan lider olarak çıkan Slovakya'dan tarihî farklar yemeleri bekleniyordu.

Ancak beklenenler olmadı. Turnuvanın averaj takımı olması beklenen Yeni Zelanda, 3 beraberlik alarak, Son Şampiyon İtalya'nın bir sıra üstünde bitirdi grubu. Hatta Paraguay'a bir gol atmayı başarabilseler, gruptan lider olarak çıkacaklardı!

Tunuvadan hiçbir beklentisi olmayan, en büyük amacı; halkının futbola ilgisini artırmak olan Yeni Zelanda, kim ne derse desin, şu ana kadar kupaya en büyük damgayı vurmuştur!

FIFA, statüde bir değişiklik yapmazsa; Yeni Zelanda'yı çok büyük ihtimalle 2014'te de göreceğiz. Umarım o zamana kadar kendilerini biraz daha geliştirirler de daha büyük bir işe imza atarlar.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Tarihin Tekerrürleri (Arjantin-Meksika-Almanya-İngiltere)

2010 Dünya Kupası'nda, ilk dört grubun bitmesiyle, bazı 2. tur eşleşmeleri ve olası çeyrek final eşleşmeleri belli oldu. Arjantin, dört yıl önce olduğu gibi, yine 2. turda Meksika'yla oynayacak. Meksika'yı elemesi hâlindeyse, ya yine dört yıl önceki gibi Almanya'yla; ya da 1986'daki gibi İngiltere'yle eşleşecek.

Maradona, 1986'nın çeyrek finalinde, birbirinden olaylı iki golüyle elediği İngiltere'yle; tam 24 yıl sonra, yine bir Dünya Kupası'nın çeyrek finalinde, bu kez teknik direktör olarak karşılaşabilir. Eğer bu ihtimâl gerçekleşirse, gerçekten tadından yenmez!

İzleyelim ve görelim...

PESimist Handanovic!


PES, bana göre en iyi futbol simulasyon oyunudur. Sadece bana göre değil; birçok kişiye göre de en iyisi PES'tir. Ancak herkesin kabul ettiği bir şey var ki, o da; bu oyundaki kaleci simulasyonunun berbatlığıdır! Ben, bu oyunu PlayStation 1'den, Winning Eleven 3, International Superstar Soccer döneminden beri oynamış biri olarak; kaleci sorununun, âdeta oyunun genine işlediğini söyleyebilirim!

Oyundan bu kadar bahsetmişken, artık asıl meseleye geçelim. Slovenya Milli Takımı'nın kalecisi Samir Handanovic, PES'ten fırlamış gibi! ABD'den yediği ilk gol, İngiltere'den yediği gol, Gerrard'dan yemek için çok uğraşıp da yiyemediği gol (!), kenardan gelen ortayı yumruklayarak; 15 metre ilerideki Lampard'a isabet ettirmesi... Bunlar, PES tutkunlarının yıllardır alışık olduğu şeyler. Ancak böyle önemli hataları Dünya Kupası'nda görmek, çok tuhaf geliyor insana.

Adam sanki ülkesini temsilen, kaleyi korumak için değil de; Konami'yi temsilen, PES'in gerçekçiliğini kanıtlamak için gelmiş Dünya Kupası'na! Japonya Milli Takımı'nda olsa, "Kesin Konami'nin adamı" derim! O derece yani. Ama Japonya'yla da alâkası yok. Çözemedim bu adamı!

20 Haziran 2010 Pazar

Alma Rossi'nin Ahını, Çıkar Cassano Cassano


İtalya'nın bu kadrosu için "beceriksizler ordusu" demek yanlış olmaz. Zira kupanın en zayıf takımlarından biri olan, grubun da averaj takımı olarak görülen Yeni Zelanda'ya gol atmayı beceremediler! Tamam, maç 1-1 bitti ama İtalya'nın golü penaltıdan geldi. Gol atmayı bırakın, neredeyse pozisyona bile giremedi İtalya.

Turnuva öncesi Lippi'nin özellikle hücum hattındaki tercihleri çok fazla tartışılmıştı. Giuseppe Rossi, Antonio Cassano, Marco Borriello, Fabrizio Miccoli gibi oyuncuların en az ikisinin kadroya alınması gerekirdi. Ama Lippi, bu arkadaşları tercih etmedi ve sonuç ortada.

İtalya'dan zaten kimse başarı beklemiyordu; çeyrek finalde eve dönmeleri bekleniyordu. Fakat henüz grupta tökezlemeleri, beni gerçekten şaşırttı. Umarım bir an önce kendilerine gelirler de, en azından Slovakya, Yeni Zelanda gibi alâkasız takımların tur atlamasını engellerler!

18 Haziran 2010 Cuma

God Save The Queen


2010 Dünya Kupası'nın 8. günü geride kalırken, vuvuzelanın domine ettiği turnuvada, hayırlısıyla ilk tezahüratımızı duyduk. İngilizler, İngiltere-Cezayir maçının son 10 dakikasına doğru, milli marşları olan God Save The Queen'i söylemeye başladılar. Yaklaşık 1 dakika süren bu tezahürat, 8 gün içinde duyduğum tek tezahürattı.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Vuvuzelaya Birebir...

Dünya Kupası'nda vuvuzela sesini duymamak için kesin çözüm!

14 Haziran 2010 Pazartesi

3 Günden...


  • Almanya'nın, şu ana kadar maç yapan 16 takım arasında en iyisi olduğu söylense de; bence onların iyiliği, Avustralyalıların performansından kaynaklandı. Bırakın favoriler İspanya, Brezilya'yı; Gana'ya karşı bile zorlanabileceklerini düşünüyorum.
  • Turnuvadan önce birçok futbolcu, Jabulani'yi çok eleştirdi. Bu eleştirilerin üstüne İngiliz Green ve Cezayirli Chaouchi saçma sapan goller yeyince, herkesin dikkati topa çevrildi. Tamam, eleştiriler doğru olabilir, onlara hak veriyorum ama bu goller, tamamen kaleci hatasıdır. Hatta hatadan daha fazlasıdır da... Neyse, uzatmaya gerek yok.
  • Messi, Messi, Messi... Arjantin-Nijerya maçından önce herkes, "Messi Barça'da iyi ama milli takımda bir şey yapamıyor" diyordu; maçtan sonra ise, "Messi olmasa bugün Arjantin ne yapardı acaba?" deniyordu...
  • Sırbistan-Gana maçı çok güzeldi. Skorun istediğim gibi olması daha da güzeldi...
  • Dejan Stankovic, Dünya Kupası'na 3 farklı milli takımla (!) katılan ilk futbolcu olarak tarihe geçmiş. Kulağa ne kadar acayip geliyor değil mi? 98'de Yugoslavya'yla, 2006'da Sırbistan-Karadağ'la katılmıştı; şimdi ise Karadağsız Sırbistan'la mücadele ediyor. Sırbistan da dağılır mı dersiniz? Bilemem... Ama öyle bir duruma, artık Stankovic'in yaşının müsaade etmeyeceğini düşünüyorum.
  • Dünya Kupası'nda sanal reklam bile yasakken, ITV -hem de maçın başlarında- nasıl 1 dakikalık reklam kuşağı girip, bir de golü kaçırmış; aklım almıyor!
  • Vuvuzela beni pek rahatsız etmiyor. Geçen yıl Konfederasyonlar Kupası'nda alışmıştım. Birkaç hafta önce de, turnuva atmosferini yaşamak için PES 2010'a yüklediğim bir eklentiyle, sanal maçları vuvuzelayla birlikte oynamaya başladım. Geçen birkaç haftada vuvuzelaya o kadar alıştım ki; vuvuzelasız maçlar garip gelmeye başladı!
  • Hazır vuvuzela demişken... Güney Afrika kalecisi Khune, Meksika maçından sonra, taraftarların yeterince destek vermediğini; vuvuzelaları daha fazla üflemeleri gerektiğini söylemiş! Tamam, pek rahatsız olmadığımı söyledim ama çok da abartmamak lâzım! Bizdeki de kulak yani!..

12 Haziran 2010 Cumartesi

"Sokır" ve "Sakır"


Simon Kuper'in ünlü Futbol Asla Sadece Futbol Değildir kitabında okumuştum... Güney Afrika'nın eski Devlet Başkanı Nelson Mandela, bir konuşması sırasında; "Futbol, birleşmemizi sağlayan en önemli faaliyetlerden biridir." derken, "futbol" anlamına gelen "soccer" sözcüğünü yanlış telaffuz etmiş ve o sözcük, "enayi" anlamına gelen "sucker" şeklinde anlaşılmış.

Kitapta olayı okuduktan sonra ufak bir araştırma yaptım ve "soccer" sözcüğünün "sokır", "sucker" sözcüğünün de "sakır" şeklinde okunduğunu öğrendim. Yani yıllardır "sakır" diye söylendiğini sandığım "soccer", aslında "sokır" şeklinde söyleniyormuş.

Mâlumunuz, bugün (gerçi artık dün) Dünya Kupası'nın ilk günüydü ve açılış maçı, Johannesburg'daki Soccer City stadında oynandı. TRT'deki istisnasız her spiker ve muhabir de, Soccer City'yi "Sakır Siti" şeklinde söyledi. Buradan sesimi duyurabildiğimce, bu yanlışın düzeltilmesini istedim. Kaç kişi bu yanlıştan dönerse kârdır.

Kısacası; Soccer City'yi "Sakır Siti" diye söyleyince, "Enayi Şehri" anlamı çıkıyor. Doğrusu, "Sokır Siti", yani "Futbol Şehri" olmalı...

11 Haziran 2010 Cuma

Haydi Hayırlısı...


Dünya Kupası, güzel sayılabilecek bir maçla başladı. Beraberliğe daha çok ihtimal verdiğim maç berabere bitti. Galatasaraylı Giovani, çok iyi bir performans gösterdi; şahsen çok beğendim. Güney Afrika'nın attığı gol çok güzeldi ama yediği gol de tam derslikti. Gerçi o saçma ofsayt taktiğine Galatasaray'dan alışığız (!) ama insan Dünya Kupası gibi bir turnuvada görünce daha fazla yadırgıyor.

Neyse... Akşam daha güzel bir maç var. Uruguay-Fransa maçını merakla bekliyorum.

Kendi Ülkemizde Yabancı Kaldık


Bugün saat 5 sularında, ve içimde büyük bir heyecanla, Güney Afrika - Meksika maçını internetten izlemek izin Tivibu'nun karşısına geçtim. Marşlar okundu, selamlaşmalar yapıldı, top santraya dikildi ve o da ne? Bir baktım ki Tivibu TRT1 yayınını kesmiş!

Bir maç düşünün ki, kendi ülkenizin devlet televizyonu bu maçı açık kanaldan ücretsiz yayınlıyor. Ama;

Türksat uydusu üzerinden bu maçı izleyemiyorsunuz, şifreli.
Tivibu üzerinden bu maçı izleyemiyorsunuz, kapalı.
Radyo üzerinden bu maçı izleyemiyorsunuz, verilmiyor.

Geriye iki ihtimal kalıyor. Ya bir yerden anten bulup yerel yayından izleyeceksiniz, ya da dijital platformlara üye olacaksınız. Tabi bir de internet üzerinden maçın skorunu ve özetini canlı takip edip, hayalinizde canlandırmak var!

Peki Tivibu bu yayını keserken, ben nasıl aylık ücret verip Tivibu yayını satın almış oluyorum?
Peki ben uydudan izleyemezken, bu nasıl açık kanaldan maç yayınlamak oluyor?
Eğer uluslararası yayın anlaşmaları varsa, ben nasıl Hotbird uydusu üzerinden başka yabancı kanallardan bu maçları izleyebiliyorum?
Bu uluslararası yayın anlaşmaları sadece Türkiye için mi geçerli oluyor?

Şampiyonlar Ligi'nde de, Avrupa Ligi'nde de, La Liga maçları verilirken de, uydudan bu maçların hiçbiri izlenmiyor.

Peki bu uygulama nasıl oluyor da, "size x liginin maçlarını bedava getiriyoruz" oluyor? Bu hizmetlerin getirildiği insanlar kim, var mı bir açıklaması?

Kendi ülkemde bu kadar yabancı bırakılmaya sadece teessüf edebiliyorum, zira elimden ancak bu geliyor.

TVU Player'a ise açık kanaldan verdiği hizmet için teşekkür ediyorum.

Heyecan Dorukta!


48 ayın sultanı Dünya Kupası başlıyor! Şu an gerçekten heyecan dorukta!

Önceki turnuvaların aksine, bu kez turnuvaya motive olamadığımı düşünüyordum. Ama son iki günde öyle motive oldum ki, adeta aşırı motivasyon yaşadım. Dün gece gözüme hiç uyku girmedi; zar zor uyudum. Afrika ateşi, şu an resmen içimde yanıyor!

Bugün önce saat 15.00'te açılış töreni yapılacak; ardından 17.00'de ilk maç, Güney Afrika-Meksika maçı oynanacak. Akşamki maç çok güzel: Uruguay-Fransa. O maçtan çok ümitliyim. Bence turnuvanın ilk güzel maçı olacak.

Kupaların kupası, Türkiye'de ilk kez HD olarak da yayınlanacak. D-Smart ve Teledünya'da yayın yapan TRT HD, 64 maçın 56'sını canlı (aynı saatte başlayan maçlardan 8'ini banttan) yayınlayacak.

Kısacası; umarım çok güzel bir Dünya Kupası izler ve dolu dolu bir ay geçiririz.

10 Haziran 2010 Perşembe

7, 6, 5, 4...


İngiltere Milli Takımı'nda 7 numarayla özdeşleşen David Beckham, 2000-2006 yılları arasında milli takım kaptanlığı yapmıştı. 2006 Dünya Kupası'ndan sonra kaptanlığı bırakan Beckham'ın görevini, 6 numara John Terry devraldı.

John Terry, 2010 yılı başlarında, eşini Wayne Bridge'in eski sevgilisiyle aldattığı ortaya çıkana kadar milli takımın kaptanıydı. Bu olaydan sonra kaptanlığa, 5 numara Rio Ferdinand getirildi. Ancak o da, Dünya Kupası'nın başlamasına bir hafta kala sakatlandı ve kadrodan çıkarıldı.

Zincirleme talihsizliklerin sonucu olarak, Güney Afrika'da İngilizlerin kaptanlığını, 4 numara Steven Gerrard yapacak.

Ne dersiniz; Gerrard'a da bir şey olursa, yeni kaptan Ashley Cole olur mu?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...