11 Ocak 2010 Pazartesi
'Fer'ler Buluştu
Formula 1'de 2005 ve 2006 yıllarının Dünya Şampiyonu pilotu Fernando Alonso, yeni takımı Ferrari'nin kıyafetleriyle ilk kez poz verdi. Ferrari'nin, reklamını taşıyamadığı(!) ana sponsoru Marlboro tarafından düzenlenen Wroom haftasına katılan Fernando Alonso, kırmızılar içinde ilk kez görüntülenmiş oldu. Ferrari'yle geçen sezonun sonlarına doğru anlaşmış olan İspanyol pilot, Renault ile olan anlaşması yıl sonuna kadar geçerli olduğu için, sezon bitmiş olmasına rağmen yeni takımının kıyafetlerini giyememişti.
Kendisine yeni sezonda, hem tarafsız bir F1 izleyicisi olarak, hem de bir taraftarı olarak başarılar diliyorum. :)
Not: Resmi büyük boyutta görüntülemek için, üstüne tıklayın.
9 Ocak 2010 Cumartesi
Bu Fırsat Kaçmaz: İndirimin İndirimi!
Blogda bir şey yazmayalı iki hafta olmuş. Bunun en büyük sebebi, çoğu ligin tatilde olması; tatile girmeyen liglerin de kar nedeniyle zorunlu tatil yapması...
Bu 13 günlük sürenin sonunda güzel bir haberle dönüyorum. Geçen yıl en ucuz biletin 90 TL'den satıldığı ve bu nedenle çok az seyircinin geldiği F1 Türkiye GP'sinde, bu yıl çifte indirim uygulanıyor! Öncelikle geçen yıl 90 TL'den satışa sunulan ve pistte yarış izlemenin en ucuz olduğu yer olan açık alanlarda, bu yıl bilet fiyatları 70 TL olarak belirlendi. Ana tribünün platinum bölümü ise, 550 TL'lik bilet fiyatıyla, pistin en pahalı tribünü...
Fakat organizatörler bu indirimle yetinmeyip bir de özel kampanya yaptılar ve beni benden aldılar! 28-30 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Park'ta yapılacak olan F1 Türkiye GP'sinin biletini 28 Şubat'a kadar alırsanız, bir indirimden daha faydalanacaksınız. Bu kampanyaya göre; geçen yılki yarışı açık alanda 90 TL'ye izleyen bir kişi, 28 Şubat'a kadar bilet alması durumunda, bu yılki yarışı aynı yerde 40 TL'ye izleyebilecek! Ana tribünün platinum kısmında, yani pistin en pahalı yerinde ise; bileti 28 Şubat'a kadar almakla daha sonra almak arasında, 100 TL'lik bir fark olacak!
Alonso'nun Ferrari'ye transfer olarak zirve yarışına geri döneceği; son şampiyon Brawn GP'yi satın alan Mercedes'in, Schumacher'i spora geri getirdiği; McLaren'ın, son iki yılın şampiyonları Hamilton ve Button'la yarışacağı bir sezon izleyeceğiz. Bilet fiyatlarını arttırmak için bu kadar sebep olmasına rağmen böylesine indirimler yapılmışken, sporla uzaktan yakından ilgili herkesin, bu yarışı yerinde izlemesi gerekiyor.
Böylesine efsanevi bir sezonda, böylesine efsanevi bilet fiyatlarıyla, bu yarış kaçmaz!
Not: Bilet fiyatlarıyla ilgili detaylı bilgi ve satın alma işlemi için bu linke tıklamanız yeterli.
Bu 13 günlük sürenin sonunda güzel bir haberle dönüyorum. Geçen yıl en ucuz biletin 90 TL'den satıldığı ve bu nedenle çok az seyircinin geldiği F1 Türkiye GP'sinde, bu yıl çifte indirim uygulanıyor! Öncelikle geçen yıl 90 TL'den satışa sunulan ve pistte yarış izlemenin en ucuz olduğu yer olan açık alanlarda, bu yıl bilet fiyatları 70 TL olarak belirlendi. Ana tribünün platinum bölümü ise, 550 TL'lik bilet fiyatıyla, pistin en pahalı tribünü...
Fakat organizatörler bu indirimle yetinmeyip bir de özel kampanya yaptılar ve beni benden aldılar! 28-30 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Park'ta yapılacak olan F1 Türkiye GP'sinin biletini 28 Şubat'a kadar alırsanız, bir indirimden daha faydalanacaksınız. Bu kampanyaya göre; geçen yılki yarışı açık alanda 90 TL'ye izleyen bir kişi, 28 Şubat'a kadar bilet alması durumunda, bu yılki yarışı aynı yerde 40 TL'ye izleyebilecek! Ana tribünün platinum kısmında, yani pistin en pahalı yerinde ise; bileti 28 Şubat'a kadar almakla daha sonra almak arasında, 100 TL'lik bir fark olacak!
Alonso'nun Ferrari'ye transfer olarak zirve yarışına geri döneceği; son şampiyon Brawn GP'yi satın alan Mercedes'in, Schumacher'i spora geri getirdiği; McLaren'ın, son iki yılın şampiyonları Hamilton ve Button'la yarışacağı bir sezon izleyeceğiz. Bilet fiyatlarını arttırmak için bu kadar sebep olmasına rağmen böylesine indirimler yapılmışken, sporla uzaktan yakından ilgili herkesin, bu yarışı yerinde izlemesi gerekiyor.
Böylesine efsanevi bir sezonda, böylesine efsanevi bilet fiyatlarıyla, bu yarış kaçmaz!
Not: Bilet fiyatlarıyla ilgili detaylı bilgi ve satın alma işlemi için bu linke tıklamanız yeterli.
27 Aralık 2009 Pazar
10 Yılın En İyi Türk Milli Takımı
21. yüz yılın ilk 10 yılının sonuna gelmişken, futbol bloglarında "son 10 yılın x'leri" şeklinde yazılar görmeye başladık. Ben de bu akıma uyayım dedim. Ve blogumunun tarafsız olmasına gösterdiğim özen nedeniyle, milli takımla ilgili bir liste yapmaya karar verdim. İşte 'bence' son 10 yılın en iyi milli takımı;
Kaleci: RÜŞTÜ REÇBER
Türk futbolu bir yere geldiyse, bunda en büyük paylardan biri, hiç şüphesiz Rüştü Reçber'dedir. Milli takımımızın kazandığı tüm başarılarda onun payı var. Bahsettiğimiz 10 yıllık süreçteyse; Euro 2000'deki çeyrek finalde, 2002 Dünya Kupası üçüncülüğünde, 2003 Konfederasyonlar Kupası üçüncülüğünde, Euro 2008'deki yarı finalde, kalede hep Rüştü vardı. Onu tartışmaya bile gerek yok.
Savunma: BÜLENT KORKMAZ
Galatasaray'ın emektar kaptanı, kesinlikle savunmanın vaz geçilmezi.
Savunma: ALPAY ÖZALAN
Bülent Korkmaz'ı yazıp da Alpay Özalan'ı yazmamak olmaz. 2002 ve 2003 başarılarındaki katkılarını azımsayamayız.
Sağ Bek: FATİH AKYEL
Bu mevkiye karar verirken çok düşündüm. Çünkü 10 yıllık süreçte, o mevkide istikrar sağlanamadı. Her dönem farklı oyuncular oldu. Ama oynadığı süreçte en iyi performansı sağlayan, Fatih Akyel'di.
Sol Bek: HAKAN BALTA
Hem sol ayaklı oluşu hem de defansif yönü, bu alanda Hakan Balta'yı ön plâna çıkarıyor.
Orta Saha: EMRE BELÖZOĞLU
Performansı tartışılsa da, son 10 yılın her döneminde milli takımda bulundu ve elinden geleni en iyi şekilde yaptı.
Orta Saha: TUGAY KERİMOĞLU
Kariyerinden bahsetmiyorum bile... Son 10 yılın yaklaşık 4 yılında forma giydiği milli takımımızda, orta sahanın toparlayıcısıydı.
Sağ Kanat: HAMİT ALTINTOP
Kalitesi tartışılmaz bir oyuncu. Milli takımımızda da 5 yıldır oynuyor.
Sol Kanat: ARDA TURAN
Fazla bir şey söylemeye gerek yok. 3 yıldır oynamasına rağmen, dünyanın en iyi oyuncularıyla kıyaslanıyor...
Forvet: TUNCAY ŞANLI
Çoğu zaman farklı yerlerde oynatılsa da, son 10 yılda milli takımımızın en çok gol atan oyuncusu. Forvet: HAKAN ŞÜKÜR
Türk futbol tarihinin tartışmasız en iyi forveti. Ayrıca bu 10 yılın büyük bölümünde de milli takımda oynadı.
Euro 2016 Ev Sahipliği ve Trabzon
Geçtiğimiz çarşamba günü, Euro 2016 ev sahipliği adaylığımız konusunda bir lansman yapıldı. Detaylarını şu yazımda bulabileceğiniz lansmanda, ev sahipliğini kazanmamız hâlinde maçların oynanacağı şehirler de açıklandı. Ve o lansmanın ardından neredeyse bütün Trabzonlular ayağa kalktı! Çünkü aday şehirler arasında Trabzon yok.
Bu durum, Türk ve dünya futbolunun âdeta bir yansıması olan futbol bloglarında da kendine yer buldu. Trabzonlu blog yazarları, bu konuya bloglarında geniş yer ayırdılar; Trabzon'un aday gösterilmemesine büyük tepki gösterdiler. Herkesin görüşüne saygım var ama bu tür konularda yorum yapmadan önce, iyi-kötü bir araştırma yapmak gerek.
Meselenin özünde iki neden var: Trabzon şehrinin küçüklüğü ve diğer aday şehirlere olan uzaklığı. İkinci neden olmasa, yani Trabzon; diğer aday şehirlere yakın olsa, Trabzonspor ve şehrin spor geçmişi sayesinde aday gösterilebilirdi. Bunun örneğini 2006 Dünya Kupası'nda da görmüştük. Kaiserslautern, sırf spor geçmişi sayesinde ev sahipliğini almıştı. Üstelik onların iyi bir takımı da yoktu; sadece Fritz Walter, Michael Schumacher gibi önemli sporcuların memleketi olduğu için seçilmişti.
Fakat UEFA; şehrinizdeki takımdan önce, ulaşım, konaklama gibi şeylere bakıyor. Ev sahibi şehirler arasında ulaşımın kolay olması, UEFA'nın kesinlikle istediği bir şey. Hatta bu yüzden, eğer ev sahipliğini alırsak, aday şehirler arasında özel karayolu düzenlemeleri yapılacak ve demiryolu ulaşımı sağlanacak. Düşünsenize, Avrupa Şampiyonası Türkiye'de yapılıyor ve bir maçını Eskişehir'de oynayan takım, sonraki maçını Trabzon'da oynuyor! Adamlar, turnuvaya katıldıklarına pişman olurlar! Tamam, havayolu da bir ulaşım şekli; ama karayolu ve demiryoluyla ulaşım olmadan, havayolunun bir anlamı kalmaz.
Kısacası; bu konuda yorum yapmadan önce, haritaya da bakmak gerekiyor. Böyle turnuvalarda bir şehrin takımının iyi olması, o şehre ev sahipliğini kazandırmıyor. Üstelik o takımın da ne kadar iyi olduğu tartışmalıyken...
Bu durum, Türk ve dünya futbolunun âdeta bir yansıması olan futbol bloglarında da kendine yer buldu. Trabzonlu blog yazarları, bu konuya bloglarında geniş yer ayırdılar; Trabzon'un aday gösterilmemesine büyük tepki gösterdiler. Herkesin görüşüne saygım var ama bu tür konularda yorum yapmadan önce, iyi-kötü bir araştırma yapmak gerek.
Meselenin özünde iki neden var: Trabzon şehrinin küçüklüğü ve diğer aday şehirlere olan uzaklığı. İkinci neden olmasa, yani Trabzon; diğer aday şehirlere yakın olsa, Trabzonspor ve şehrin spor geçmişi sayesinde aday gösterilebilirdi. Bunun örneğini 2006 Dünya Kupası'nda da görmüştük. Kaiserslautern, sırf spor geçmişi sayesinde ev sahipliğini almıştı. Üstelik onların iyi bir takımı da yoktu; sadece Fritz Walter, Michael Schumacher gibi önemli sporcuların memleketi olduğu için seçilmişti.
Fakat UEFA; şehrinizdeki takımdan önce, ulaşım, konaklama gibi şeylere bakıyor. Ev sahibi şehirler arasında ulaşımın kolay olması, UEFA'nın kesinlikle istediği bir şey. Hatta bu yüzden, eğer ev sahipliğini alırsak, aday şehirler arasında özel karayolu düzenlemeleri yapılacak ve demiryolu ulaşımı sağlanacak. Düşünsenize, Avrupa Şampiyonası Türkiye'de yapılıyor ve bir maçını Eskişehir'de oynayan takım, sonraki maçını Trabzon'da oynuyor! Adamlar, turnuvaya katıldıklarına pişman olurlar! Tamam, havayolu da bir ulaşım şekli; ama karayolu ve demiryoluyla ulaşım olmadan, havayolunun bir anlamı kalmaz.
Kısacası; bu konuda yorum yapmadan önce, haritaya da bakmak gerekiyor. Böyle turnuvalarda bir şehrin takımının iyi olması, o şehre ev sahipliğini kazandırmıyor. Üstelik o takımın da ne kadar iyi olduğu tartışmalıyken...
26 Aralık 2009 Cumartesi
Yine Başladı!
Ülkemizdeki ve Avrupa'daki çoğu ligin tatile girmesiyle, transfer söylentileri yeniden başladı. Artık herkesi her yere gönderirler! 10 Ocak'ta Afrika Uluslar Kupası'nın başlaması, gündemi biraz olsun dağıtır; ama değerli basınımız o kupayla ne kadar ilgilenir, bilemiyorum!
23 Aralık 2009 Çarşamba
Euro 2016 Adaylık Lansmanı Yapıldı
Yeni bir umut, yeni bir heyecan: Euro 2016.
Bugün yapılan adaylık lansmanıyla birlikte, ev sahipliğimizle ilgili birçok konuda bilgi verildi. Eğer ev sahipliğini kazanırsak, turnuva; Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kayseri ve Konya'da yapılacak. İstanbul'un iki stadı olacak: Atatürk Olimpiyat Stadı (üstü ve yanları kapatılacakmış) ve Türk Telekom Arena (UEFA sponsor ismine izin vermediği için, muhtemelen turnuva sırasında "İstanbul, Avrupa Şampiyonası Stadı" olarak anılacak). Şu an için hazır olan tek stadımız, -herkesin bildiği gibi- Kayseri Kadir Has Stadı. Geçtiğimiz sezon UEFA Kupası Finali'nin oynandığı Şükrü Saraçoğlu Stadı ise; zemininin bozukluğu, bazı koltukların sahanın tümünü görememesi, konumundan dolayı önünde trafiğin çok yoğun olması ve buna bağlı olarak geç boşaltılabilmesi gibi geçerli sebeplerden dolayı ev sahipliği yapamıyor.
Lansmanda adaylık logomuz da tanıtıldı. Ben de hemen logoyu sağ tarafa sabitledim. Dünya Basketbol Şampiyonası'nda öksüz bırakılan Antalyam için hazırlanan duvar kağıdını da masaüstüne koydum ve bu kez bir aksilik yaşanmaması için dua etmeye başladım!
Ayrıca, adaylığımız için bir de internet sitesi açılmış. Adaylığımızla ilgili tüm bilgileri ve gelişmeleri, logomuzun nelerden esinlenerek yapıldığını, o siteden öğrenebilirsiniz. Siteye ulaşmak için, sağ taraftaki logoya tıklamanız yeterli.
Bugün yapılan adaylık lansmanıyla birlikte, ev sahipliğimizle ilgili birçok konuda bilgi verildi. Eğer ev sahipliğini kazanırsak, turnuva; Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kayseri ve Konya'da yapılacak. İstanbul'un iki stadı olacak: Atatürk Olimpiyat Stadı (üstü ve yanları kapatılacakmış) ve Türk Telekom Arena (UEFA sponsor ismine izin vermediği için, muhtemelen turnuva sırasında "İstanbul, Avrupa Şampiyonası Stadı" olarak anılacak). Şu an için hazır olan tek stadımız, -herkesin bildiği gibi- Kayseri Kadir Has Stadı. Geçtiğimiz sezon UEFA Kupası Finali'nin oynandığı Şükrü Saraçoğlu Stadı ise; zemininin bozukluğu, bazı koltukların sahanın tümünü görememesi, konumundan dolayı önünde trafiğin çok yoğun olması ve buna bağlı olarak geç boşaltılabilmesi gibi geçerli sebeplerden dolayı ev sahipliği yapamıyor.
Lansmanda adaylık logomuz da tanıtıldı. Ben de hemen logoyu sağ tarafa sabitledim. Dünya Basketbol Şampiyonası'nda öksüz bırakılan Antalyam için hazırlanan duvar kağıdını da masaüstüne koydum ve bu kez bir aksilik yaşanmaması için dua etmeye başladım!
Ayrıca, adaylığımız için bir de internet sitesi açılmış. Adaylığımızla ilgili tüm bilgileri ve gelişmeleri, logomuzun nelerden esinlenerek yapıldığını, o siteden öğrenebilirsiniz. Siteye ulaşmak için, sağ taraftaki logoya tıklamanız yeterli.
20 Aralık 2009 Pazar
Barça'nın Yeni Logosu
18 Aralık 2009 Cuma
Galatasaray'a Olimpiyat Sürprizi!
Ben demiyorum, uefa.com diyor. Bu linkte diyor. Neden, nasıl, hiç bilmiyorum. Ama UEFA'nın dediğine göre; 23 Şubat'ta oynanacak olan Galatasaray-Atletico Madrid maçı, Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yapılacakmış.
Olayın, uefa.com çalışanları tarafından yapılmış bir hata olmasını umuyoruz...
Olayın, uefa.com çalışanları tarafından yapılmış bir hata olmasını umuyoruz...
UEFA'dan Maç Tarihlerine Düzeltme...
Ülkemizi Fenerbahçe ve Galatasaray'ın temsil ettiği Avrupa Ligi'nde kura çekimi bugün yapıldı. İki takımımızın da aynı şehirde bulunması ve seri başı olması, muhtemel bir sorunu gündeme getirmişti. Kura çekimine göre, İstanbul'da aynı gece iki Avrupa Ligi maçı yapılacaktı. Üstelik bu sorunu, iki seri başı takımı bulunan Lizbon ve iki seri başı olmayan takımı bulunan Liverpool da yaşamıştı. Ama UEFA, bu durumu göz önünde bulundurarak maç tarihlerinde bir oynama yapmış. Buna göre; Everton-Sporting maçı 16 Şubat'ta TSİ 19.45'te, Benfica-Hertha ve Galatasaray-Atlético maçları ise 23 Şubat'ta TSİ 19.00'da başlayacak.
Bu arada Galatasaray için bir değişiklik daha olacak. O da bir sonraki yazımda...
14 Aralık 2009 Pazartesi
Gül Gibi Logo
İşte Euro 2012'nin logosu. Polonya'yı temsil eden kırmızı-beyaz bir gül, Ukrayna'yı temsil eden sarı-mavi bir gül ve bir futbol topu... Ne güzel ağaçmış öyle...
12 Aralık 2009 Cumartesi
Hayırdır Iker?
Valencia-Real Madrid maçını unutmuştum. Ama Allah'tan, çok fazla zaman geçmeden farkettim. Ve Casillas'ı gördüğüm ilk anda da şok oldum! Neden mi? Yukarıdaki forma, Real Madrid'in 2005-2006 sezonu kaleci forması ve şu an Casillas'ın üstünde o var!
Durumu anlamaya çalışıyorum. Real'in bu sezon iki kaleci forması var: Siyah ve turuncu. Valencia'nın forması beyaz olduğu için Real siyah forma giymek zorunda kaldı. Valencia'nın kalecisi de turuncu giyince, Casillas alternatif bir forma bulmak zorundaydı. Bu tür durumlarda giyilebilecek en uygun forma, genellikle önceki sezon formalarından oluyor. Casillas da böyle bir şey yapmaya çalışmış ama olayı bayağı abartmış! Dört yıl öncesinin formasını giymek çok abartılı bir tercih. Üstelik o formanın giyildiği sezon, Real için kâbus gibiydi. Barça yine ortalığı silip süpürmüştü.
İşin bir başka yönü de, olayın nasıl yapıldığı... Genellikle formalara maç günü karar veriliyor. Sabah böyle bir sorun çıkınca, gidip 2005-2006 sezonunun formasını bulmak, üstündeki Siemens yazısını sökmek, yerine Bwin yazdırmak ve akşam maça yetiştirmek pek olası gözükmüyor. Ama aklıma başka ihtimal gelmiyor.
"Forma konusuna niye bu kadar takılıyorsun?" diyen olursa da, takılıyorum işte, benim huyum bu!..
9 Aralık 2009 Çarşamba
Sinan, Takımını Avrupa Ligi'ne Götürdü!
Belçika şampiyonu Standard Liege'in kalesini koruyan Sinan Bolat; az önce biten maçta, AZ Alkmaar'a karşı 90+5'te takımının beraberlik golünü atarak, Standard Liege'in Avrupa Ligi biletini almasını sağladı.
Maçı izleyemediğim için nasıl bir gol olduğunu bilmiyorum. Ama bütük ihtimalle, duran toptan doğan bir pozisyonda atmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin geleceği en parlak kalecisi olarak gördüğüm Sinan'ı, gol atarken görmek de ilginç oldu. Kendisini gerçekten tebrik ediyorum.
4 Aralık 2009 Cuma
Ve Gruplar Belirlendi...
Bence kuralar fena olmadı. Şöyle kısaca değerlendirecek olursak;
*Son Dünya Kupaları'nın, "ismi en zayıf" açılış maçını izleyeceğiz.
*Fransa; seri başı olsaydı, böyle kura çekemezdi.
*B Grubu'nun, ABD 94'teki D Grubu'ndan tek farkı: Bulgaristan-G.Kore değişikliği.
*C Grubu'nda, İngiltere'nin yanına ABD geldiğinde çok heyecanlanmıştım; ama sonra gelen takımlar çok zayıf.
*D Grubu çok güzel oldu. Almanya rahatlıkla çıkacak gibi gözüküyor. Ama ikincilik mücadelesi çok zorlu olacak
*Hollanda, elemelerden sonra finallerde de çok güzel bir kura çekti. Danimarka ile Kamerun, Hollanda'nın arkasına yerleşmeye çalışacak.
*İtalya yine fazla zorlanmaz. Paraguay ile Slovakya, gruptan çıkmak için birbirleriyle çekişecekler.
*Turnuvanın en güzel grubunda Brezilya ve Fildişi Sahili'ni şanslı görüyorum. Düşüşteki Portekiz'e pek şans vermiyorum.
*Son grupta ise, İspanya ve İsviçre zorlanmaz.
Uzun lafın kısası; bence güzel bir kupa bizi bekliyor. Nasıl geçer ki hazirana kadar zaman?
3 Aralık 2009 Perşembe
Endüstriyel Dünya Kupası
Futbolda endüstriyelleşme, iyice can sıkıcı bir hâl almaya başladı. Futbolda amatör ruhun ağır bastığı son şey olan Dünya Kupası da, hayırlısıyla endüstriyel futboldan nasibini alıyor!FIFA; bugün Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yapılan toplantısında, Dünya Kupası'nda dağıtılacak ödülleri açıklamış. Toplam 420 Milyon Dolar dağıtılacak olan turnuvada; şampiyon 30, finalist 24, yarı finalistler 20'şer, çeyrek finalistler 18'er, gruptan çıkmakla yetinenler 9'ar, turnuvaya grup aşamasında veda edenler de 8'er Milyon Dolar alacak. Ayrıca tüm takımlara, katılım masrafı için 1'er Milyon Dolar ödenecek.
Bitmedi!.. Turnuvaya oyuncu veren kulüplere de, oyuncularının kupada geçirdiği gün başına 1600 Dolar ödenecek! Her oyuncu için; turnuvanın başlangıcının 15 gün öncesinden, oyuncunun Dünya Kupası görevi bittikten 1 gün sonraya kadar ödeme yapılacakmış.
Tamam, 'ödül verilmesin' demiyorum; ama bu kadar da abartılmamalı.
2 Aralık 2009 Çarşamba
FIFA'nın Usûlü
FIFA, 2010 Dünya Kupası kura çekimi için torbaları (İngilizce'deki kullanımıyla, kavanozları) açıkladı. Tam beklediğim gibi olan torbalar, nedense çoğu kişiyi şaşırttı. 2006'daki tesadüfî final dışında son 10 yıldaki hiçbir büyük turnuvada başarılı olamayan Fransa'nın seri başı olamaması, Henry'nin eline bağlanıyor. Diğer torbalardaki coğrafî dağılım göz ardı edilip, "2. torba kötü, 4. torba daha iyi" değerlendirmeleri yapılıyor.
Konuya açıklık getirmeden önce, torbaları yazalım;
1. Torba (Seri Başları): Güney Afrika (ev sahibi), Almanya, Arjantin, Brezilya, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya.
2. Torba (Asya, Okyanusya ve Kuzey/Orta Amerika): Avustralya, Japonya, Kuzey Kore, Güney Kore, Yeni Zelanda, ABD, Honduras, Meksika.
3. Torba (Afrika ve Güney Amerika): Cezayir, Fildişi Sahilleri, Gana, Kamerun, Nijerya, Paraguay, Şili, Uruguay.
4. Torba (Avrupa): Danimarka, Fransa, İsviçre, Portekiz, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Yunanistan.
Torbaların yanında da belirttiğim gibi; ilk torba dışındaki torbalar, kıtalara göre belirlenmiş. Amaç; bir takımın, kendi kıtasındaki başka bir takımla aynı grupta olmaması. Turnuvaya 13 takım veren Avrupa'dan da, bir grupta en fazla iki takımın olmasına müsade ediliyor.
Kura çekiminde, ilk torba dışındaki torbaların sırası önem taşımıyor. Yani 1. torbada ev sahibi ile dünyanın en iyi 7 milli takımı bulunurken, 2. torbada da sonraki 8 takım yer almıyor. Bu sıralama tamamen coğrafî.
Fransa'nın durumuna gelirsek, ilk paragrafta da yazdığım gibi; 2006'da şans eseri gelen final dışında son yıllarda hiçbir başarıları yok. Bu kupaya da mucizelerle geldiler. Kredilerini tükettiklerini ve artık seri başı olmamaları gerektiğini düşünüyorum. Nitekim son iki turnuvada da olması gereken oldu.
Son olarak, kura çekiminin cuma günü saat 19.00'da TRT 3'ten yayınlanacağını belirtelim. Ve başta favorilerim İngiltere ve Hollanda olmak üzere, tüm takımlara başarılar dileyelim... Umarız birbirinden güzel gruplar görür ve harika bir turnuva izleriz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







